Bain & Company: Net Sıfır Hedefinde Büyük Engel

Bain & Company: Net Sıfır Hedefinde Büyük Engel
A+
A-

Bain & Company’nin COP31 öncesinde hazırladığı “Türkiye’nin Net-Sıfır Dönüşümü: Kapasite Artışı, Sektörel Dönüşüm Hızının Önüne Geçti” raporu, Türkiye’nin net sıfır hedeflerine ulaşma yolculuğunda yeni bir aşamaya girdiğini ortaya koyuyor. Son 10 yılda yenilenebilir enerji kapasitesini hızla artıran Türkiye’de yenilenebilir kaynakların kurulu güç içindeki payı yaklaşık yüzde 62’ye ulaştı. Rapora göre yeni dönemin temel zorlukları enerji talebini dönüştürmek ve sistem entegrasyonunu sağlamak.

Türkiye’nin 2053 net sıfır hedeflerine ulaşması için 500 milyar doların üzerinde yatırım gerekiyor. Dönüşümün hızını ise karbon fiyatlandırması ve vergi politikaları, elektriğin yerine geçtiği yakıta kıyasla maliyeti ve yatırımların finanse edilebilirliği belirleyecek.

İSTANBUL – 5 Kasım 2026 – Bain & Company tarafından hazırlanan rapor, Antalya’da düzenlenecek COP31 kapsamında paylaşılacak. Raporda, son yıllarda yenilenebilir enerji kapasitesini artırmaya odaklanan tartışmaların ötesine geçilmesi gerektiği; temiz enerji üretiminin yanı sıra sanayi, ulaşım ve binalardaki enerji talebinin dönüştürülmesinin önem taşıdığı belirtiliyor.

Rapora, Bain & Company İstanbul Ofisi Yönetici Ortağı Onur Candar, İstanbul Ofisi Finansal Hizmetler Ortağı Onur Kayahan ve İstanbul Ofisi Yardımcı Ortağı Yiğit Kılınç imza attı.

Enerji üretimindeki artış tek başına yeterli değil

Türkiye, son yıllarda enerji alanında önemli bir dönüşüm yaşadı. Rüzgâr ve güneş enerjisindeki büyüme, son on yılda doğal gaz kaynaklı elektrik üretiminin yaklaşık 28 TWh azalmasını sağladı. Buna karşılık artan enerji talebini karşılamak için kömür kaynaklı üretim yaklaşık 32 TWh yükseldi.

Fosil yakıtların toplam elektrik üretimindeki payı düşse de mutlak üretim seviyesi büyük ölçüde değişmedi. Bu tablo, temiz enerji yatırımlarının fosil yakıtlı elektrik üretimini azaltmak için tek başına yeterli olmadığını ve enerji talebinin de dönüşmesi gerektiğini gösteriyor.

Türkiye, 2025 yılında enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 69’unu net enerji ithalatıyla karşıladı ve yaklaşık 47 milyar dolarlık net enerji ticaret açığı verdi. Yerli enerji üretimi veya enerji verimliliğiyle ikame edilen her ithal fosil yakıt, ülkenin dış dengesini kalıcı olarak iyileştirebilir.

Bain & Company İstanbul Ofisi Yönetici Ortağı Onur Candar, rapora ilişkin değerlendirmesinde Türkiye’nin temiz enerjiyi büyük ölçekte hayata geçirebileceğini kanıtladığını belirtti. Candar, fabrikaların, binaların ve araçların temiz enerjiye geçişini sağlamanın ve bu yatırımları finanse edilebilir hâle getirmenin öncelikli olduğunu ifade etti.

Candar, 2025’te verilen yaklaşık 47 milyar dolarlık net enerji ticaret açığına dikkat çekerek ithal edilen her birim yakıtın yerli üretim veya enerji verimliliğiyle ikame edilmesinin dış dengeyi güçlendireceğini söyledi. Bu nedenle dönüşümün hem ekonomik hem de çevresel bir gerekçesi bulunduğunu vurguladı.

Yatırım ihtiyacının büyük bölümü finanse edilmesi zor alanlarda

Türkiye’nin toplam enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 80’i sanayi, ulaşım ve konutlardan kaynaklanıyor. Bu nedenle net sıfır dönüşümünün başarısı, büyük ölçüde bu üç sektörde atılacak adımlara bağlı.

Rapora göre Türkiye’nin 2053’e kadar net sıfır dönüşümü için 500 milyar doların üzerinde yatırıma ihtiyacı var. Bunun 210-270 milyar dolarlık bölümü enerji sektörüne ayrılıyor. Enerji üretimi, yatırımların finanse edilmesinin görece kolay olduğu alanlar arasında yer alıyor.

Buna karşılık binalar için 80-200 milyar dolar, sanayi için 70-80 milyar dolar, karayolu taşımacılığı için 35-50 milyar dolar ve tarım için 25-40 milyar dolar yatırım öngörülüyor. Bu alanlardaki projeler, yüksek hacimli ancak düşük tutarlı işlemlerden veya yerel ölçekte örneği bulunmayan büyük ve karmaşık yatırımlardan oluşabiliyor. Getiriler çoğu zaman doğrudan gelir yaratmak yerine maliyetlerin azalmasına dayanırken geri dönüş süreleri yerel kredi vadelerini aşabiliyor. Ekipmanların önemli bir bölümü de döviz cinsinden fiyatlanıyor.

Rapora göre dönüşümün hızını üç temel unsur belirleyecek: karbon fiyatlandırması ve vergi politikaları, elektriğin yerine geçtiği yakıta kıyasla maliyeti ve yatırımların finanse edilebilirliği. Türkiye’de bu unsurların önemli ölçüde kamu otoriteleri tarafından şekillendirildiği belirtiliyor. Bu on yılda ihtiyaç duyulan teknolojilerin büyük bölümü ise ticari olgunluğa ulaşmış durumda.

Sanayi için dönüşüm rekabetçilik meselesi

Sanayi sektörü, toplam nihai enerji tüketiminin yüzde 30’unu oluşturuyor. Sektörün 2053 hedeflerine ulaşabilmesi için 70-80 milyar dolar yatırım yapılması gerektiği tahmin ediliyor. Kömür ve doğal gaz, sanayideki toplam enerji kullanımının yaklaşık yarısını oluşturmaya devam ediyor.

Rapora göre karbonsuzlaşma, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’na (CBAM) uyum sağlamanın ötesinde bir rekabetçilik konusu. Bu durum, Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 43’ünü oluşturan Avrupa Birliği pazarına satış yapan üreticiler açısından önem taşıyor. CBAM tüm ithalat ürünlerine sabit bir vergi uygulamak yerine seçilmiş ürünlerin bünyesindeki karbon emisyonlarını fiyatlandırıyor. Bu nedenle mekanizmanın etkisi belirli üretim süreçleri ve varlıklar üzerinde yoğunlaşıyor.

Binalarda dönüşüm mevcut yapı stokuna odaklanıyor

Binalar için 80-200 milyar dolar yatırım ihtiyacı öngörülüyor. Bu tutarın yaklaşık 120 milyar dolarlık bölümünün mevcut yapı stokunun güçlendirilmesine ayrılması hedefleniyor.

Türkiye’de konutlardaki enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 54’ü doğal gazdan karşılanıyor. Hane halkı enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 63’ü ise ısınma amacıyla gerçekleşiyor. Kentsel dönüşüm önemli bir fırsat sunarken yenilenen binalarda doğal gaz sistemlerinin tercih edilmeye devam etmesi dönüşüm sürecini yavaşlatabilecek bir risk olarak görülüyor.

Elektrikli araçların yaygınlaşma hızını ekonomik koşullar belirleyecek

Karayolu taşımacılığındaki dönüşüm için 2053’e kadar 35-50 milyar dolar yatırım yapılması gerektiği tahmin ediliyor. Tam elektrikli otomobiller, 2026’nın ilk yarısında yeni otomobil tescillerinin yüzde 17,8’ini oluşturdu. Ancak bu araçların toplam araç parkındaki payı yüzde 2,5 seviyesinde bulunuyor.

Araç parkının zaman içinde yenilenmesiyle bu farkın kapanması bekleniyor. Rapora göre dönüşümün hızı teknolojinin erişilebilirliğinden çok ekonomik koşullara bağlı olacak. Elektrikli araçların işletme maliyetleri içten yanmalı motorlu araçlara kıyasla önemli ölçüde avantaj sağlarken kamuya açık şarj altyapısına bağımlılık bu avantajı azaltıyor.

Şebeke ve depolama kapasitesi öne çıkan darboğazlar

Şebeke bağlantıları ve enerji depolama kapasitesi, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonundaki temel darboğazlar arasında yer alıyor. Rüzgâr ve güneş projeleri için yaklaşık 33 GW batarya kapasitesi tahsis edilmiş olmasına rağmen, 2025 itibarıyla kurulu batarya kapasitesinin yalnızca yaklaşık 50 MW olduğu tahmin ediliyor.

Mevcut proje portföyünün büyük bölümü yaklaşık bir saatlik depolama kapasitesine sahip. Bu kapasite, gün içindeki enerji kaydırma ihtiyacını karşılamakta sınırlı kalıyor. Rapora göre 2025’te devreye alınan 6,8 GW’lık rüzgâr ve güneş kapasitesi de 2035 hedefleri için gereken yıllık 8-9 GW seviyesinin altında kaldı.

Finansmana erişim dönüşümün başarısını belirleyecek

Rapora göre dönüşümün önündeki en büyük engel teknoloji değil, projelerin finanse edilebilir olması. Güneş ve rüzgâr enerjisi, enerji depolama sistemleri, ısı pompaları ve elektrikli araçlar gibi temel teknolojiler ticari olgunluğa ulaşmış durumda. Ancak projelerin hayata geçirilebilmesi için uzun vadeli finansman mekanizmalarına ihtiyaç duyuluyor.

Bain & Company İstanbul Ofisi Finansal Hizmetler Ortağı Onur Kayahan, Türkiye’nin 2053’e kadar 500 milyar doların üzerinde dönüşüm yatırımına ihtiyacı olduğunu belirtti. Kayahan, finanse edilmesi en zor alanların enerji üretiminin dışında kalan binalar, sanayi, karayolu taşımacılığı ve tarım olduğunu ifade etti.

Kayahan, bu alanlarda sermayenin varlığı kadar projelerin finanse edilebilir olmasının da önem taşıdığını vurguladı. Geri dönüş sürelerinin uzun ve ekipmanların önemli bölümünün döviz cinsinden fiyatlandığını belirten Kayahan, bankaların sürdürülebilir finansman kapasitesini geliştirmesinin önemine dikkat çekti.

Raporda, liderlerin dönüşümün her alanı için bilinçli bir yaklaşım belirlemesi gerektiği kaydediliyor. Şirketlerin hangi alanlarda dönüşüme yön vereceklerine, hangilerindeki gelişmeleri izleyeceklerine ve mevcut kısıtların öngörülebilir gelecekte hafiflemesinin beklenmediği durumlarda nerelerden bilinçli olarak geri çekileceklerine karar vermesi öneriliyor.

Raporun tam metnine şu adresten ulaşılabilir: https://www.bain.com/insights/turkiyes-net-zero-transition-capacity-has-outpaced-conversion/