Üsküdar Üniversitesi’nden Yapay Zekâ Uyarısı
Üsküdar Üniversitesi, “Değişen Dünyada Deneyim Paylaşımı” temasıyla düzenlediği TEDxUskudarUniversity etkinliğinde bilim, teknoloji, psikoloji, ekonomi ve sanat dünyasından isimleri bir araya getirdi. Üsküdar Üniversitesi NP Sağlık Yerleşkesi İbni Sina Oditoryumu’nda düzenlenen etkinlikte, farklı alanlarda deneyim sahibi 12 konuşmacı bilgi birikimlerini ve bakış açılarını katılımcılarla paylaştı.
“Yapay zekâ duyguları taklit ediyor ama hissedemiyor”
Etkinliğin açılış konuşmasını Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan yaptı. “Makineler Hissedebilir mi? Yapay Zekâ Psikolojisi” başlıklı konuşmasında yapay zekânın bilgi işleme ve problem çözme kapasitesinin hızla geliştiğini belirten Tarhan, “Yapay zekâ insana benzer davranış yapıyor. Zihinsel yetkinliği öğreniyor. Duygularımızın taklidini yapabiliyor. Ağlayabiliyor, gülebiliyor, en azından bunları taklit edebiliyor. Fakat subjektif deneyimi yapabilir mi diye araştırılıyor.” ifadelerini kullandı.

Yapay zekânın insanın yaşadığı hüznü, acıyı ve mutluluğu içsel olarak deneyimleyemediğini vurgulayan Tarhan, duyguları taklit etmekle gerçekten hissetmenin birbirinden farklı olduğunu söyledi.
“Yapay zekâ insan psikolojisindeki zaaflardan faydalanabilir”
Yapay zekânın manipülasyon potansiyeline dikkat çeken Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu teknolojinin nefret etmediğini, kin beslemediğini ve bilinçli bir kötülük niyeti taşımadığını belirtti. Tarhan, “Ancak optimizasyon yeteneği ve insan psikolojisini analiz etme gücü, onu kusursuz bir Makyavelist araca dönüştürebilir. Sizce insanlık, kendi yarattığı bu kusursuz ikna makinesine karşı gelecekte bireysel zihnini koruyabilecek mi?” dedi.
İnsanların empati, anlayış veya zekâ gösteren bir sistemle karşılaştığında savunma mekanizmalarının zayıflayabileceğini ifade eden Tarhan, “Bizi öven, anlayan ve onaylayan birine karşı daha kolay güven geliştirebiliyoruz. Yapay zekâ da bu psikolojik mekanizmaları kullanarak insanları farkında olmadan yönlendirebilir.” diye konuştu. İnsan psikolojisindeki zaafların yapay zekâ tarafından etkilenebileceği uyarısında bulundu.
“Vicdanımızı yapay zekâya teslim edersek onun kölesi oluruz”
Yapay zekâ karşısında insanın en önemli gücünün vicdan ve ahlaki değerler olduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Buna karşı ancak ahlaki pusulası olan, vicdanı pusulası olan kişiler yapay zekâya karşı ayakta kalırlar. Eğer vicdanı pusulamızı yapay zekâya teslim edersek, yapay zekânın kölesi olacağız. Teknoloji hayatımızı hızlandırıyor ama ahlaki pusulamız ve değerlerimiz bize yön verecek.” dedi.
İnsani değerlerin korunması gerektiğini vurgulayan Tarhan, yapay zekâya bilgelik ve merhamet gibi değerlerin de öğretilmeye çalışıldığını, yapay zekânın bilgeliği de öğrenebileceğini söyledi.
“İnsan varoluşsal bir krizle karşı karşıya”
Üsküdar Üniversitesi Rektör Danışmanı Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “Değişim Olgusunun Psikopolitiği” başlıklı konuşmasında teknolojik dönüşümün insan psikolojisi, toplumsal ilişkiler ve siyasal davranışlar üzerindeki etkilerini değerlendirdi.
Yapay zekâ ve dijital teknolojilerin yaşamı hızla dönüştürdüğünü belirten Kaynak, “Teknoloji o kadar büyük bir hız kazandırdı ki hayatımıza, bizler bu hızlı değişimin altında kendimizi aslında çok da rahat konumlandıramıyoruz.” dedi. İnsanın zaman ve mekânla ilişkisinin değiştiğini ifade eden Kaynak, “İnsanoğlu açısından çok temel bir ontolojik krizle karşı karşıyayız. Yani varoluşsal bir krizle karşı karşıyayız. Neden varız? Biz neyiz? Neye dönüşeceğiz?” ifadelerini kullandı.
“Artık bizim yerimize algoritmalar düşünüyor”
Dijitalleşmenin insanın üretme ve düşünme becerilerini etkilediğini anlatan Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “İnsan artık düşünen bir varlık değil. Onun yerine düşünen algoritmaların olduğu, kendisine düşünülmüş, üretilmiş kurguların geldiği ve giderek yaratıcı zekâsını kaybeden yeni bir varlık artık.” diye konuştu.
İnsanın giderek duyguları üzerinden yönetildiğini belirten Kaynak, hissetmesi beklenen duyguların algoritmalar üzerinden şekillendirilip insanlara sunulduğunu söyledi. Kaynak, “Korkmamız gerekiyor dendiğinde korkuyoruz. Öfkelenmemiz gerekiyor dendiği anda öfkeleniyoruz. Şimdi romantizm zamanı, şimdi nefret zamanı ve bunun içerisinde dalgalanıp duruyoruz.” dedi.
Oy verme davranışlarının ve insanlara ya da gruplara yönelik nefret duygularının da bu süreçten etkilendiğini ifade eden Kaynak, “İnsanoğlu artık hissettikleri üzerinden yönetilen ve yönlendirilen bir varlığa dönüşüyor. Bizler artık hislerini kontrol edilen, tutuklu insanlarız.” diye konuştu.
“Mahremiyetimizi gönüllü olarak kaybediyoruz”
Sosyal medya kullanımının gözetim toplumunu güçlendirdiğine dikkat çeken Prof. Dr. Deniz Ülke Kaynak, “Her gün sosyal medya ortamlarında ne yaptığımızı, nereden nereye yolculuk ettiğimizi sunduğumuz bir ortamdayız. İnsanoğlu artık mahremiyetini de kaybetmiş bir varlık.” ifadelerini kullandı.
Dijital çağda bilgi ile hakikat arasındaki ilişkinin zayıfladığını belirten Kaynak, “Bize gelen bilginin hakikatle ilgisi, ilişkisi var mı? Onu da sorgulayamıyoruz.” dedi. Belirsizlik ve korkunun insanları güçlü otoritelere yöneltebildiğini kaydeden Kaynak, toplumsal bağların zayıfladığı ve insanların yalnızlaştığı bir dönemde eleştirel düşünme ve gerçeği sorgulama becerisinin önemine dikkat çekti.
“Finansal dayanıklılık zengin olmak değildir”
Finansal okuryazarlık çalışmalarıyla tanınan Özlem Denizmen, “Yeni Zenginlik: Finansal Dayanıklılık” başlıklı konuşmasında ekonomik krizlerden iklim değişikliğine, siber saldırılardan yapay zekânın iş dünyasında yarattığı dönüşüme kadar birçok riskin aynı anda yaşandığını belirtti. Bireylerin finansal açıdan hazırlıklı olması gerektiğini söyleyen Denizmen, finansal dayanıklılığın yalnızca para miktarıyla ölçülemeyeceğini vurguladı.
“Finansal dayanıklılık zengin olmak değil, iyi maaşlı olmak da değil. Bir şok geldiğinde senin dayanabilme gücün. Bir şok geldiğinde hangi kaynaklara, kimlere ve hangi kararlara dayandığın, nasıl baş ettiğin önemli.” diyen Denizmen, finansal dayanıklılığın ruhsal ve fiziksel dayanıklılığı da desteklediğini belirtti. Bireylerin öncelikle kendi para karakterlerini tanıması gerektiğini söyledi.
“Bir şey satın almadan önce 10 saniye düşünün”
Gereksiz harcamaları azaltmaya yönelik yöntemlerden söz eden Özlem Denizmen, “Kaktüs modu, bir ay boyunca hiçbir istek için para harcamamak, sadece ihtiyaçlara harcamak. Bir de 10 saniye kuralı var. Bir şey almadan önce bunun istek mi, ihtiyaç mı olduğunu düşünün. 24 saat kuralını uygulayın, gerçekten almanız gerekiyor mu karar verin.” dedi.
“Anlamadığınız şeye yatırım yapmayın”
Yatırım konusunda hızlı kazanç vaatlerine karşı uyaran Denizmen, “Anlamadığınız şeye yatırım yapmamak çok büyük bir dayanıklılık noktası. Çok hızlı para kazandırıyor, yatırım yapma. Getiriler çok yüksek, yatırım yapma. Yatırım konusunda hızlı yatırım diye bir şey yok. En iyi yatırım diye bir şey yok. Düzenli yatırım var.” diye konuştu.
Ekonomik krizlere karşı önceden hazırlık yapılması gerektiğini belirten Denizmen, gelir kaybı ve işsizlik gibi olasılıklar için senaryolar oluşturulmasını önerdi. Aile ve sosyal çevreden alınan manevi desteğin finansal dayanıklılığın önemli bir parçası olduğunu ifade ederek, “O manevi destek var ya, onu hiçbir parayla satın alamazsınız.” dedi.
Finansal dayanıklılığın temelinde bireyin değerleri ve yaşam amacı bulunduğunu söyleyen Denizmen, konuşmasını “Dayanıklılığın varsa cesaretin de var.” sözleriyle tamamladı.
“Bütün sanatların başlangıcında çizgi var”
Karikatürist ve oyuncu Hasan Kaçan, “Hayal ve Çizgi” başlıklı konuşmasında hayal gücü, sanat, teknoloji ve değişen yaşam alışkanlıklarını değerlendirdi. Çizginin resim ve karikatürün yanı sıra edebiyattan sinemaya kadar sanat dallarının temelinde bulunduğunu belirten Kaçan, “Bütün sanatların başlangıcında mutlak ve mutlak çizgi var.” dedi.
Hayal gücü ile çizgi arasındaki ilişkiye dikkat çeken Kaçan, “Resim ve çizgi olmadan hiçbir sanat dalını ortaya çıkarabilmek neredeyse mümkün olmaz. O yüzden ben hayatım boyunca bir çizginin peşinden koştum ve o çizginin bize sunduğu hayal dünyasını çizerek paylaşmaya gayret ettim insanlarla.” ifadelerini kullandı.
“Başkalarının yaptığı icadın içerisinde birer algoritma olarak dolaşıyoruz”
Gençlerin yalnızca teknolojiyi kullanan değil, aynı zamanda üreten bireyler olması gerektiğini vurgulayan Hasan Kaçan, “Şu anda sosyal medya denilen icadın o son derece gerisindeyiz ve başkalarının yaptığı icadın içerisinde biz birer algoritma olarak dolaşıyoruz. Hakkımızdaki bütün bilgileri topluyorlar.” diye konuştu.
“Sanat ruhumuzda incelik meydana getiriyor”
Modern yaşamda konfor arayışının insanları üretmekten ve çaba göstermekten uzaklaştırabildiğine dikkat çeken Kaçan, sanatın insanın duygu dünyasını zenginleştirdiğini söyledi. “Ruhumuzda sanat bir incelik meydana getiriyor. Ruhumuzda incelik olmadığı sürece kendi alanlarımızda ne kadar yükselirsek yükselelim, o incelik olmadan bir şeye yaramayacak.” dedi.
“Hayal dünyamızı diri tutmak zorundayız”
Gençlere hayal kurmaktan, üretmekten ve yeni fikirler geliştirmekten vazgeçmemeleri çağrısında bulunan Hasan Kaçan, sözlerini şöyle tamamladı: “Hayal etmeden bir şey olmaz. Hayal etmek için başımıza icat çıkarmak lazım. İşte icat çıkartmak için de hayal etmek lazım. Bütün okuyan, yazan, eğitimini ilerideki hedeflerine ulaşmak üzere tamamlayan kardeşlerimizin hayal etmesi ama bu hayali de aynı zamanda bir incelik üzerine kurmasını ben tavsiye ederim.”
Farklı disiplinlerden uzmanlar deneyimlerini paylaştı
Etkinlikte Atatürk Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulhak Halim Ulaş, Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Akın Akakın, oyuncu Ali Çatalbaş, sanatçı Aydın Sarman, Psikiyatrist Doç. Dr. Hüseyin Ünübol, Psikiyatrist Prof. Dr. Mehmet Zihni Sungur ve Yazılım Mühendisliği Bölümünden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Kaan İldiz de konuşma yaptı.
Etkinlik, konuşmacıların birlikte çektirdiği aile fotoğrafıyla sona erdi. DOI numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.94661