Fethiye Film Festivali’nde Kısa Filmin Görünürlük Sorunu
Fethiye Fotoğraf ve Sinema Sanatı Derneği tarafından Fethiye Belediyesi desteğiyle düzenlenen 4. Fethiye Uluslararası Film Festivali, 6 Kasım Cuma günü gerçekleştirilen etkinliklerle devam etti. Festivalin üçüncü gününde film gösterimleri, söyleşiler ve paneller sinemaseverlerle buluştu; sinemanın üretim süreçleri ve farklı anlatım biçimleri ele alındı.
Festival programı kapsamında Yeşilüzümlü ve Kadyanda Antik Kenti’ne gezi düzenlendi. “Kısa Film Neden Görünmez?” başlıklı panelde kısa filmlerin görünürlüğü ve sinema sektöründeki yeri konuşuldu. Hilmi Etikan, Melihat Özdoğan Ağgül, Hayri Çölaşan, Kübra Kuruali ve Murat Tolga Şen’in konuşmacı olduğu paneli Nahit Yıldırım yönetti.

“Kısa Film Neden Görünmez?” panelinde görünürlük ve gösterim olanakları konuşuldu
Kübra Kuruali, kısa filmin bağımsız bir sinema alanı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayarak filmlerin görünürlük, finansman ve gösterim mecralarına erişim konusunda yaşadığı zorluklara dikkat çekti. Hilmi Etikan, kısa filmin anlatım biçiminin uzun metrajdan farklı olması gerektiğini belirtti; kısa filmin anlara ve yaşama tanıklık eden yapısına, gösterim olanaklarına ve seyirciye ulaşma zorluklarına değindi.
Melihat Özdoğan Ağgül, teknik eksikliklere rağmen kısa filmin insan hayatına dokunabilen ve iyileştirici etki yaratabilen güçlü bir anlatım aracı olduğunu söyledi. Kısa filmlerin görünürlüğünde festivallerin önemine değinen Ağgül, hikâye ve karakter odaklı anlatımların altını çizdi.
Murat Tolga Şen, dijital teknolojilerin gelişmesiyle kısa film üretiminin daha erişilebilir hâle geldiğini belirterek filmlerin seyirciyle buluşma olanaklarının artırılması gerektiğini söyledi. Kısa filmcilerin festivallerde yeterince görünür olmadığını ifade eden Şen, uzun metraj gösterimlerinden önce kısa filmlere yer verilmesinin izleyici ilgisini ve kısa film üreticilerinin görünürlüğünü artırabileceğini dile getirdi.
Hayri Çölaşan, kısa film alanındaki görünürlüğün büyük ölçüde festivallerde elde edilen başarılarla şekillendiğini belirtti. İyi filmlerin seyirciyle buluşma fırsatı yakaladığını vurgulayan Çölaşan, yönetmenlerin filmlerini geliştirmek ve görünür kılmak için bireysel çabalarının da önem taşıdığını ifade etti.
Festival düzenleme süreçleri ve senaryo yazımı ele alındı
Günün etkinlikleri arasında Prof. Dr. Fatih Onur’un gerçekleştirdiği “Festival Afiş Konusu: Kadyanda Antik Kenti” başlıklı sunum da yer aldı. Günün devamında düzenlenen “Aşk, Emek ve Bürokrasi: Bir Film Festivali Yapmanın Perde Arkası” panelinde Canan Tor, Nilgün Emiroğlu, Gülten Taranç ve Sedat Benek festival düzenleme süreçlerine ilişkin deneyimlerini paylaştı. Paneli Hayri Çölaşan yönetti.
Nilgün Emiroğlu, 10 yıllık aranın ardından 1001 Belgesel Film Festivali’ni yeniden hayata geçirme sürecini anlattı ve belgesel sinemaya yeni gösterim alanları kazandırmanın önemine değindi. Emiroğlu, festivalin sınırlı bütçe ve yoğun emekle gerçekleştirildiğini belirtti.
Sedat Benek, Anadolu’da festival düzenlemenin zorluklarına dikkat çekti. Urfa’da belgesel film festivalini sinema ve sanat sevgisiyle sürdürdüklerini belirten Benek, festivallerin toplumsal dönüşümdeki rolünü vurguladı.
Gülten Taranç, 10. yılına yaklaşan festivalin ortaya çıkış hikâyesini paylaşarak kadın yönetmenlerin sektörde karşılaştığı zorluklara değindi. Kendi film dağıtım sürecinden doğan festivalin zamanla uluslararası bir yapıya dönüştüğünü belirten Taranç, bağımsız festivallerin finansal güçlüklerine dikkat çekti.
Canan Tor, Fethiye Uluslararası Film Festivali’nin kuruluş sürecini ve organizasyon sırasında karşılaştıkları zorlukları aktardı. Festivalin gönüllülük ve dayanışma temelinde hayata geçirildiğini söyleyen Tor, tüm zorluklara rağmen sinemaseverlerle buluşmayı sürdürmenin kendileri için önemli bir motivasyon kaynağı olduğunu belirtti.
Senaryo yazımına odaklanan “Benim de Bir Hikâyem Var” başlıklı söyleşide Onur Şener katılımcılarla bir araya geldi. Şener, senaryonun anlatılmaya değer bir hikâyenin peşine düşülerek boş bir sayfada başladığını söyledi. Senaryonun bir kılavuz metin olduğunu, asıl eserin ise sinema perdesinde izleyiciyle buluşan film olduğunu vurguladı.
“Penceremde Sardunyalar” filminin gösteriminin ardından Engin Ayça’nın katılımıyla söyleşi düzenlendi. Belgesel sinemanın gerçeklikle ilişkisine değinen Ayça, belgeselcinin kendi bakış açısı ve kurgusuyla özgün bir sinema dili oluşturduğunu ifade etti. Söyleşide Ayça’nın hayat ve sanat yolculuğunu paylaşan eşi Gülsen Tuncer de sevgi ve saygıyla anıldı.
Farklı seçkilerden filmler izleyiciyle buluştu
Festivalin üçüncü gününde FEFSAD Varşova Film Okulu Kısa Film Seçkisi, FEFSAD Özel Gösterim Seçkisi, kısa film gösterimleri ve özel gösterimler kapsamında çok sayıda film gösterildi.
FEFSAD Varşova Film Okulu Kısa Film Seçkisi’nde Max Bommas’ın “Like All the Others” ve Ege Yılmaz’ın “Liminal” filmlerinin yanı sıra Nada Khalifa’nın “Qaher”, Elena Vatamanu Margineanu’nun “First Last Month” ve Teodor Stoilov ile Nellie Rajala’nın “Grandpa’s Fur” filmleri yer aldı.
“Liminal” filminin görüntü yönetmeni Fırat Ulutaş, gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtladı. İlk dönem çalışmalarında diyalog ve ses kullanmadıklarını belirten Ulutaş, zamansız bir film yapmayı ve izleyicinin anlatılanları daha evrensel bir biçimde hissetmesini amaçladıklarını söyledi.
Kısa film gösteriminde Elif Nur Kayalar’ın “Karanfil Kız” ve Yalın Çağdaş Eşsiz’in “Kimseyi Öldürmek İstemiyorum” filmleri izleyiciyle buluştu. Dalya Keleş’in “Yerçekimi” ve Rabia Özmen’in “Prosedür” filmleri de günün kısa film programında yer aldı.
Özel gösterimlerde Kübra Kuruali’nin “Yeşil Otobüs”, Tayfun Belet’in “Roman Gibi”, Batuhan Karadağoğlu’nun “Ben 12 Bin Yaşındayım”, Engin Ayça’nın “Penceremde Sardunyalar”, Aslı Akdağ’ın “Arayış” ve Rıza Oylum’un “Yerli Yurtsuz” filmleri gösterildi. FEFSAD Özel Gösterim Seçkisi’nde ise Melihat Özdoğan Ağgül’ün “Matruşka”, Sevcan Aytaç Sönmez’in “Sesin Kıyısı”, Selin Aktaş’ın “Siyah Kalem” ve Serdal Altun’un “Süpermen Bozkıra Düştü” filmleri izleyiciyle buluştu.
“Yeşil Otobüs” filminin gösteriminin ardından düzenlenen söyleşide Kübra Kuruali, filmde şarkılara geniş yer verilmesinin nedeninin, şarkıların anlatılan insanların direniş biçimlerinden biri olması olduğunu söyledi. Kuruali, konuşmasının sonunda Fethiye Uluslararası Film Festivali’ne teşekkür etti.
Tayfun Belet, “Roman Gibi” filmini dört yılda tamamladıklarını ve Nur Hanım’ın hikâyesinden etkilenerek yola çıktığını belirtti. Farklı ülkelerin arşivlerinden görüntüler kullandıklarını aktaran Belet, filmin devamını da çektiklerini açıkladı.
Batuhan Karadağoğlu, “Ben 12 Bin Yaşındayım” belgeselinde Gökhan’ın kaya resimleri üzerine yürüttüğü çalışmaların ve bu süreçte gösterdiği adanmışlığın kendisini çok etkilediğini söyledi. Karadağoğlu, belgeseli Gökhan’ın hikâyesini ve emeğini duyurmak amacıyla hazırladığını ifade etti.
Aslı Akdağ, “Arayış” filminin söyleşisinde filmin kendi içsel arayışına da ses olduğunu belirterek daha şiirsel bir anlatım dili tercih ettiğini söyledi.
Rıza Oylum, “Yerli Yurtsuz” filminin çıkış sürecinden söz ederek Fethiye Uluslararası Film Festivali’ne belgesel gösterim ağına katkılarından dolayı teşekkür etti. 15 yıllık sinema yazarlığı geçmişi olduğunu belirten Oylum, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği bir film çekmek istediğini söyledi. Herkeste karşılığı bulunan göç hikâyesini bir projeksiyon olarak kullanmayı amaçladığını da dile getirdi.
Melihat Özdoğan Ağgül’ün “Matruşka” söyleşisinde, filmin kısıtlı imkânlarla ve ekip arkadaşlarının desteğiyle tamamlandığı aktarıldı. Ağgül, projeye yönelik destek başvurularından olumsuz yanıt aldıklarını ve bunun üzerine filmi kendi olanaklarıyla hayata geçirdiklerini söyledi.
“Bir Arada Yalnız” filminin gösterimi yapıldı
Festivalin üçüncü gününün öne çıkan etkinliklerinden biri, Ali Vatansever’in “Bir Arada Yalnız” filminin gösterimi oldu. Gösterimin ardından Vatansever izleyicilerin sorularını yanıtladı.
Sinema üretimini kişisel dönüşümünün bir parçası olarak gördüğünü belirten Vatansever, “Saf” filminden “Bir Arada Yalnız” filmine uzanan süreçte farklı sorularla büyüyen bir yönetmen olarak kendi dünyasını da yeniden keşfettiğini ifade etti. Filmlerinde kent, aidiyet ve insanların dünyayı “bizden” ve “karşı taraftan” şeklinde ayıran bakış açısına ilişkin tartışmaların izlerini gördüğünü dile getirdi.